İçeriğe geç

Etiyopya hangi yılda yaşıyor ?

Etiyopya Hangi Yılda Yaşıyor?

Günlerden bir gün, kaybolmuş zamanlar arasında bir yerde, uzun bir yolculuk beni bekliyordu. Hava oldukça sıcaktı ve Kayseri’nin içi bunaltıcı bir sıcaklıkla doluydu. Yolda yürürken, aklıma bir şey takıldı. Gerçekten, Etiyopya hangi yılda yaşıyor? Bunu neden şimdi sorguluyordum, bilmiyorum ama içimde bir huzursuzluk vardı. Bazen böyle anlar gelir ya, kafanızda bir soru dönüp durur, ve hiçbir şey ondan daha önemli olamaz. O an işte o sorunun üzerine bir şeyler düşündüm, yazmak istedim. Kayseri’nin sıcaklığında, bu soruya bir cevabım vardı, ama cevabın kendisiyle birlikte duygularım da karışmıştı.

Bir Yolda Yalnız Kalmak

Bu sorunun kaynağı, birkaç gün önce izlediğim bir belgeseldi. Etiyopya, yıllardır köklü bir tarihe sahip, çok eski bir medeniyet. Belgeselde, Etiyopya’nın geçmişinden kesitler izlerken, bu kadar derin bir tarihe sahip bir yerin bugünüyle nasıl barıştığını düşündüm. Yıllar geçtikçe, her yerin nasıl değiştiğini, teknolojinin, dünyanın hızla dönmesinin ve modernleşmenin etkisini düşündüm. Ama bir şey vardı ki, Etiyopya’nın tarihi bazen zamanda sıkışıp kalmış gibiydi. Bu da, o eski zamanın içinde kaybolmuş bir halkın, bir kültürün, belki de kaybolan bir zaman diliminin yankısıydı.

Kayseri’nin merkezinden geçerken, her şey bu kadar hızlı akarken, Etiyopya’nın yaşadığı zaman dilimi biraz daha farklı gibi gelmeye başlamıştı. Kayseri’deki koca caddede yürürken, ayaklarımın altında değişen toprak, ellerimde hissettiğim sıcaklık bana hep geçmişi hatırlatıyordu. Her şeyin hızla değiştiği bir dünyada, bazı şeyler sabırla kalır, diye düşündüm. Etiyopya’nın bugünüyle geçmişinin arasında bir bağ vardı, zamanla bir yolculuğa çıkmıştım ve kaybolmuştu… ya da belki kaybolan ben oldum.

Tarihin Gölgesinde Kaybolmak

Yolda yürürken, etrafımda insanlar hızla geçip gidiyordu. Kimisi gülüyordu, kimisi telaşla işlerine gidiyordu, kimisi ise sadece yürüyordu. Yavaşça ilerlerken bir köşe başında gözlerim bir sahafın camına takıldı. O kadar eski kitaplar vardı ki… Kitaplardan birinin etrafında kümelenmiş bir grup insanı fark ettim. Bir an için yanlarına gitmeyi düşündüm ama durdum. İçimden bir his, belki de sadece bir his, bana ne kadar geçmişin içinde kaybolduğumu anlatıyordu. Kitaplar, zamanın dilinden çıkarak hayatıma giriyordu. O eski zamanlarda insanlar nasıl yaşıyordu? Hangi yıllarda, hangi şartlarda?

Etiyopya’dan gelen her bilgi, sanki bir zaman kapsülünden çıkmış gibiydi. Belki de o halk, bir yönüyle hiç değişmeden, tarihin akışından uzak kalmıştı. Bugün, birileri bir yazı yazıyordu ve ben onu okurken, bir köyde çocuklar hala toprak yolları oynuyor, insanlar hala eski geleneklerine sadık kalıyordu. O an bir şey fark ettim: Biz, zamanın akışını kontrol etmeye çalışırken, Etiyopya gibi bazı yerler, yaşadıkları yılları bir şekilde saklı tutabiliyorlardı. Belki de o yıllar içinde, tarih sadece bir etiket değildi. Belki de zaman, bir yeri yaşarken, o yerin ruhuna dokunarak bir anlam kazanıyordu.

Zamanın Işığında

Tarihle, geçmişle ilgili düşüncelerim beni bir an derinleştirdi. O eski yıllarda yaşamış olan insanları düşündüm; hangi yılda, hangi düşüncelerle yaşadılar, hangi duyguları hissettiler? Bir zaman dilimi içinde yaşarken, her şeyin bir anlamı vardı. O yıllarda insanların yaşadıkları, belki de zamanın kendisinden çok, onun içinde var olan duygulara bağlıydı. Kayseri’de, bu günlerde bu kadar hızlı değişim yaşanırken, Etiyopya’da zaman sanki biraz daha yavaş ilerliyordu.

Zaman geçtikçe, bazen bir anı hatırlarsınız, ama o an geçmişin yüküyle birlikte gelir. Bir şeyin içindeyken, o anın kıymetini bilmezsiniz. Sonradan geriye dönüp baktığınızda, o anın ne kadar özel olduğunu fark edersiniz. Etiyopya’nın geçmişi gibi, her şeyin bir hatırası vardı. Geleceğe gitmeden önce, geçmişin de bir şekilde bugüne dokunduğunu anlamalıydık.

Zamanın Kendisini Anlamak

Birçok düşünce arasında kaybolurken, Kayseri’nin o sıcak akşamında, birden o soru kafamda yankılandı: “Etiyopya hangi yılda yaşıyor?” Bu soru o kadar derindi ki, ona verilen basit bir cevap yoktu. Çünkü zaman, sadece sayılarla ölçülen bir şey değildi. Zaman, bir yerin ruhuydu. Bir yerin kalbinde atıyordu. Etiyopya, zamanın ötesinde bir yaşamı benimsemiş gibiydi. Orada, zaman sadece bir kavram değildi, yaşanıyordu.

Yavaşça yürürken, gülümsedim. Kayseri’deki zamanın akışı, belki de Etiyopya’nın zamanında kaybolan anılarımdı. Yaşadığımız her an, aslında bir tarih parçasıydı. Belki de bir gün, kaybolan zamanın içinde yeniden buluşuruz, dedim. Kafamda yankılanan sorularla, adımlarım hızlandı. Zaman ne kadar hızlı geçerse geçsin, kalbimizde, ruhumuzda, bir yerlerde hep bir anı kalır, dedim.

Belki de Etiyopya, bizim yaşadığımız yıllardan çok, hissettiğimiz anların peşindeydi. Gerçek zaman, bir yerin içindeki duygu ve anlamla ölçülürdü. Belki de zaman, sadece bir sayıdan ibaret değildi. O anın ruhu, geçmişin, bugünün ve geleceğin birleşimiydi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
ilbet güncel giriş adresivdcasino girişbetexper girişTürkçe Forum