İlk Nobel Alan Türk Kimdir? – Aslında Bu Soru Biraz Komik, Biraz Da Hüzünlü
Sevgili okurlar, Emarvi ekibi olarak bugün “İlk Nobel alan Türk kimdir” konusunu sizlerle paylaşmaktan heyecan duyuyoruz.
Tamam, itiraf ediyorum: Arkadaşlarımın yanında bilim konuşmak pek benim tarzım değil. Genelde “Pizza mı yoksa börek mi?” tartışmalarında Nobel ödülünü kafama takarım. Ama bir gün kahvemi alıp İzmir’in sıcacık rüzgârında yürürken düşündüm: “İlk Nobel alan Türk kimdir?” ve işte o an kendi kendime dedim ki, bu hem ciddi hem komik bir hikâye olmalı. Çünkü hayat zaten biraz böyle değil mi? Ciddi sorularla komik anlar birbirine karışıyor.
İzmir’de Bir Genç ve Nobel Hayalleri
İzmir’de yaşıyorum, 25 yaşındayım, arkadaş ortamında espri yapmadan duramayan ama içten içe her şeyi fazla düşünen bir genç olarak… (Evet, bu ikili hâli var bende, bazen ben bile kendime “Yok artık, bu kadar kafa yorma” diyorum.)
Mesela geçen gün arkadaşıma dedim:
— “Biliyor musun, Nobel ödülü almak istiyorum ama önce kahvaltıda menemen yapmayı öğrenmem lazım.”
— “Ne alaka?”
— “Bence başarı, menemenin içinde saklı. Eğer yumurta patlarsa Nobel de patlar!”
Arkadaşım gözlerini devirdi, ben de gülerek iç sesimle düşündüm: “Tamam, belki Nobel menemenle gelmiyor ama bilim ve başarı kesinlikle biraz kahkaha gerektiriyor.”
İlk Nobel Alan Türk Kimdir?
Artık ciddileşelim, ama yine de biraz mizah katmadan olmaz. İlk Nobel alan Türk, Orhan Pamuk gibi edebiyatçı değil (ama bir gün olabilir, kitaplığımda kitapları hazır bekliyor). Asıl cevap Ahmet H. Çevik falan değil, hemen merak edenler için söyleyeyim: Aziz Sancar!
Aziz Sancar, DNA onarımı üzerine yaptığı çalışmalarla 2015 yılında Nobel Kimya Ödülü’nü aldı. Şimdi bunu duyan benim gibi espriyle karışık düşünen gençler, muhtemelen şöyle düşünür:
— “DNA onarımı mı? Yani ben sabah kalkıp yatağımı toparlayamıyorsam, Nobel’e niye aday olamıyorum?”
Tamam, belki yatağımı toparlamak Nobel kriteri değil, ama Aziz Sancar’ın hikâyesi gerçekten ilham verici. Çünkü o, sıradan bir Türk çocuğu olarak doğup Amerika’ya gidiyor ve bilim dünyasında çığır açıyor.
Gündelik Hayattan Nobel Dersleri
İzmir sokaklarında gezerken, bazen insanlar bana bakıp “Ne düşünüyorsun böyle?” diyor. İç sesim diyor ki: “İlk Nobel alan Türk kimdir?” sorusuna cevap vermek aslında günlük hayattaki küçük mücadelelerle başlıyor. Mesela geçen gün tramvayda yaşadığım mini bir dram:
Tramvay dolu, ben ayakta, biri çantamı çarptı. İçimden dedim:
— “Tamam, Nobel kazanmak için büyük işler lazım ama önce insanlara çarpmadan yol almak lazım.”
Ve işte Aziz Sancar da bir şekilde bunu yapmış: küçük adımlarla, azimle, sabırla. Her şey bir gün büyük ödüle dönüşebilir.
Mizah ve Nobel Arasındaki İnce Çizgi
Bazen arkadaş ortamında Nobel’den bahsettiğimde, insanlar ciddileşiyor. Ama ben biliyorum ki, biraz mizah olmadan bilim sıkıcı olur. Mesela geçen gün kahve içerken kendi kendime dedim:
— “Acaba Nobel kazanan Türk bilim insanları kahve içerken de şakalar yapıyor mudur?”
Ve tabii ki, düşünürken kendime gülüyorum. Çünkü Nobel bir yandan ciddi bir başarı, diğer yandan da insan olmanın, hayatın ve bazen saçmalamanın ödülü.
Arkadaş Sohbetleri ve Nobel
İzmir’de arkadaşlarla oturmuşuz, biri bana sordu:
— “Sen olsan Nobel almak için ne yapardın?”
İç sesim hemen patladı: “Ulan, öncelikle sabah uyanıp kahvaltı yapabilmek lazım, sonra Nobel düşünürüz.”
Ama sonra ciddi düşündüm: aslında Aziz Sancar gibi olmak için önce merak etmek, sonra sabretmek ve en önemlisi vazgeçmemek gerekiyor. Bizim gibi gençler için bu, hem eğlenceli hem de cesaret verici bir mesaj.
Sonuç Olarak…
İlk Nobel alan Türk kimdir sorusunun cevabı Aziz Sancar. Ama bu sadece bir isim değil; aynı zamanda bir hikâye. İzmir’de yürürken, tramvayda ayakta dururken, kahvemi yudumlarken ve arkadaşlarla şaka yaparken bile hayat bize küçük Nobel dersleri veriyor.
Mizah ve ciddi düşünceyi birleştirmek, günlük hayatın içinde küçük zaferleri görmek ve azimle ilerlemek, belki de kendi mini Nobel’lerimizi kazanmanın yolu. Ve unutmayın, bir gün siz de kendi alanınızda bir Aziz Sancar olabilirsiniz. Yeter ki merak edin, sabredin ve arada bir kahkaha atmayı unutmayın.
İşte böyle; hem güldük, hem öğrendik, hem de Nobel’in kim olduğunu öğrendik. Ve inanın bana, İzmir sokaklarında yürüyen 25 yaşındaki gençler için bu bile büyük bir başarı.