Gökyüzünün Diğer Tarafı Ne Anlatıyor? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Değerlendirme
Gökyüzü… Hepimizin hayatında bir şekilde yer eden, derin anlamlar taşıyan, ama aynı zamanda en ulaşılmaz yerlerden biri. Herkesin farklı bir gözle baktığı, zaman zaman kaybolduğu ama her an orada olan bir alan. “Gökyüzünün diğer tarafı” derken, biz neyi anlatıyoruz? Eğer daha derin bir anlam arayışına girersek, belki de toplumların görmezden geldiği, üzerine konuşulmayan, bazen yalnızca hayal gücümüzle ulaşılabilen bir dünya vardır. Bu yazıda, gökyüzünün diğer tarafını toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında incelemeye çalışacağım. Çünkü bazen günlük hayatın koşturmasında, sokakta gördüğümüz sahnelerde, toplu taşımadaki tavırlarda ya da iş yerindeki sessiz çatışmalarda, gökyüzünün diğer tarafını ve bizim o tarafla kurduğumuz bağı bulabiliriz.
Gökyüzünün Diğer Tarafı: Toplumsal Cinsiyetin Göğüs Kafesi
İstanbul’da her gün işe giderken, kendimi sıksık bir toplu taşıma aracının içinde buluyorum. İnsanlar arasında bir adım boşluk bile bırakmadan, durmaksızın ilerleyen kalabalıklarda bir tür gökyüzüne ulaşmaya çalışırken, bir yandan da toplumsal cinsiyetin zorluklarıyla yüzleşiyorum. Kadınların yaşamı, toplumsal cinsiyet normları tarafından sürekli bir biçimde sınırlandırılıyor ve “gökyüzü” diye tanımladığımız o daha özgür, daha eşit alan çoğu zaman çok uzak bir ihtimal gibi görünüyor.
Bir sabah, sabahın erken saatlerinde, tıka basa dolu bir otobüste bir kadının, yanındaki boş koltuğa oturması için erkek tarafından yerinden kalkmaması bana, “gökyüzünün diğer tarafı ne anlatıyor?” sorusunu bir kez daha hatırlattı. Kadın o kadar sessiz, o kadar kabul etmiş bir şekilde bekliyordu ki, sanki gökyüzü ona görünmüyor, o tarafı hiç keşfetmeye hakkı yokmuş gibi hissediyordu. O kadın, bu dar alanlarda, toplumsal cinsiyetin yarattığı baskılarla nasıl yer kaplayabileceğini düşünmekten bile uzak kalıyordu. Gökyüzü, kadınlar için sıklıkla daha uzak, daha erişilemez.
Bu durum, sadece bir otobüs sahnesi değildi. Aynı şekilde iş yerinde de, toplumun kadına biçtiği rollerin, iş yerindeki statülerin, dış görünüşe dair beklentilerin etkisiyle kendini sürekli olarak küçültülen bir kadın, ne zaman gerçekten kendi “gökyüzüne” ulaşabilir? Ne zaman bu sınırları aşabilir? Belki de gökyüzü dediğimiz, özgürlük, eşitlik ve fırsat eşitliği, aslında toplumsal cinsiyetin sıkı sıkıya sarılı olduğu bir kafesten başka bir şey değil. Kadınlar için bu kısıtlamalar, bazen bir duvar, bazen de bir görünmeyen pranga gibi hissedilebilir.
Çeşitlilik ve “Gökyüzünün Diğer Tarafı”: Farklılıkların Ardında Gizli Alan
İstanbul’da sadece toplumsal cinsiyetin yarattığı sınırlamalarla değil, etnik köken, cinsel yönelim, inançlar gibi pek çok farklı faktör de karşımıza çıkabiliyor. Bu çeşitlilik, bazen hepimizin içinde ulaşmak istediği o daha geniş gökyüzünü engelliyor gibi hissettirebiliyor. İnsanlar, kimliklerinden ötürü dışlanıyor ve bu, o kişilerin yaşamını daha da zorlaştırıyor.
Bir gün, iş yerinde çalışan bir arkadaşım, yeni iş arkadaşlarıyla tanışırken birkaç kişi, kendisinin gay olduğunu öğrendiklerinde bir anda tavır değiştirmişti. O anda, onun yüzündeki gerginliği ve kafasındaki “gökyüzü”ne olan uzaklığı net bir şekilde gördüm. Neden mi? Çünkü ona uygun olan gökyüzü, toplumun belli bir standardına, belli bir kimliğine uymuyor, onu dışlayıp yalnızca o küçük kutunun içinde tutuyor. O “gökyüzü”, ona aslında sadece gay kimliğiyle bağlıydı ve diğer tarafına geçmek, bunun için çaba harcamak, sosyal kabul görmek her zaman çok zor oluyordu.
İstanbul gibi çeşitliliğin her sokakta, her köşe başında farklı şekillerde hissedildiği bir şehirde, bu durum ne yazık ki hepimizin bir parçası. Gökyüzünün diğer tarafı, sadece cisgender, heteroseksüel, egemen sınıfa ait bir grup için varmış gibi görünüyor. Ancak, gökyüzünün farklı tarafları, kimliklerini daha az kabul gören insanlara, sadece yaşamını farklı şekilde inşa edenlere o kadar uzak ki, bir o kadar da bu taraflar için savaş vermek gerekiyor. Çeşitli grupların özgürleşebilmesi için toplumsal yapılar, bu engelleri yıkmaya ne kadar hazır?
Sosyal Adaletin Büyüsüne Ulaşmak: Gökyüzünün Diğer Tarafı
Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik gibi kavramlar üzerine düşünürken, sosyal adaletin eksikliği de her an yaşamın içinde karşımıza çıkıyor. İstanbul’un farklı mahallelerinde, çöp kutularını açarken ya da marketlerde sırada beklerken, bazen en basit sosyal adalet eksiklikleri gözlemlenebilir. Zengin ile yoksul arasındaki uçurumları, etnik kimlikler ya da cinsel kimlikler üzerinden yapılan ayrımcılıkları görmek, gökyüzüne ulaşmanın ne kadar güç olduğunu anlamamı sağladı.
Bir sabah, bir arkadaşımın anlattığı bir olayda, onu dinlerken, “gökyüzünün diğer tarafı”na ulaşmak için yapılan bu sosyal mücadelelerin anlamını derinden hissettim. Sokakta yürürken, gözlerim her zaman insanları sorgulayan bir bakışla gezdi. İnsanların her birinin farklı mücadeleleri, farklı hayalleri vardı ama çoğu zaman bu hayaller, gerçeklik ile sınırlanıyordu. Bir yanda lüks bir hayat yaşayan, imkanları olan insanlar, diğer yanda onları görmeyen, adeta sosyal sistem tarafından silinen insanlar vardı. Bu uçurumları yok etmek, sadece daha geniş ve adil bir gökyüzüne ulaşmak, en büyük sosyal adalet mücadelesiydi.
Sosyal adaletin sağlanması gerektiği her alanda olduğu gibi, bireysel ve toplumsal yapılar, “gökyüzünün diğer tarafı”nı gerçek anlamda ulaşılabilir kılmak için sorumluluk taşıyor. Bu mücadele her bireyin, her grubun hakkıdır. Sosyal eşitsizlikler, ekonomik ve kültürel bariyerler, cinsiyetçilik, homofobi, ırkçılık gibi pek çok toplumsal yapı, gökyüzünün o geniş ve sonsuz tarafına ulaşmamızı engelliyor.
Sonuç: Gökyüzü, Kimler İçin Gerçekten Var?
İstanbul’daki sokaklar, toplu taşıma araçları, mahallelerdeki alışverişler, iş yerindeki ilişkiler… Tüm bu kesitler, aslında birer pencere açıyor ve bize “gökyüzünün diğer tarafı”nı anlatıyor. Ancak, bu gökyüzü her zaman herkes için aynı şekilde ulaşılabilir değil. Toplumsal cinsiyetin, çeşitliliğin ve sosyal adaletin eksikliği, bazen en sıradan hayatları bile daha zorlaştırıyor. Oysaki gerçek bir toplumsal adalet, hepimizin o büyük gökyüzüne ulaşabileceği bir dünya yaratmak demek. Bu da, toplumsal yapıların, normların ve bariyerlerin sorgulanmasıyla mümkün olur.
Gökyüzünün diğer tarafı ne anlatıyor? Bence anlatmak istediği, eşitlik, özgürlük ve farklı kimliklerin kabulüdür. Ancak bunun için hepimizin daha fazla sorumluluk alması ve tüm bu duyguları, hayatın her alanına taşımamız gerektiğini unutmamalıyız.